

Cem Evi ve Araştırma Merkezine cevap
Sempozyumu düzenleyen Munzur Dergisi ve Hollanda Dersim Vakfı tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
17 Aralık 2011 tarihinde düzenlediğimiz “Dersim Sempozyumu (Tarih, Eğitim, İnanç ve Gelecek)” konulu sempozyum, Grand Şaroğlu hotelinde yapılmıştır. Gün boyu süren ve dört oturum olarak gerçekleştirilen sempozyumda Dersim ile ilgili çok sayıda konu, yirmi civarında konuşmacı tarafından ele alınmış ve tartışılmıştır. Bu çerçevede, yapılan 1 günlük çalışmanın söylem ve içerikle oldukça seviyeli olduğu, yeni perspektiflere yönelten bir nitelik taşıdığı, tarafımızdan ve katılımcılardan aldığımız geri dönüşlerle de teyit edilmiştir.
Buna rağmen sempozyum Tunceli Cemevi ve Tunceli Universitesine bağlı Alevi Araştırmaları Enstitüsünü rahatsız etmiş olacak ki, her iki kurumun yöneticileri tarafından sempozyum aleyhine bildiriler yayınlanmıştır. Bildirilerin mahiyeti eleştiri yapmanın ötesinde, sempozyumu organize eden ve sunum yapan arkadaşlarımıza yönelik olumsuz içerik taşıdığından cevap vermek zorunluluğu çıkmıştır.
Ahmet Yesevi’nin Alevi mi yoksa Nakşi mi olduğuna dair bir soru üzerine, sempozyumda sunum yapan arkadaşlarımızdan biri, Ahmet Yesevi’nin bu özelliğinden dolayı kendisine Azeriler tarafından takılan bir lakabdan sempozyumda bahsetmiş ve akabinde bir dinleyici tarafından itirazda bulunulmuştur. Bu tür toplantılarda bu gibi olguların yaşanması, hem söylemin kullanılması hem de buna itiraz edilmesi beklenebilir durumlardır. Kişiler farklı düşünebilir ve farklı şeyler söyleyebilirler, zaten bu nedenle ordadırlar.
Dolayısıyla kişilerin kullandığı bir kelime üzerinden etkinliğin bütününün ağır, isabetsiz ve en ufak bir ciddiyet taşımayan kavramlarla suçlamaya tabi tutmak iyi niyetle yapılmış bir davranış olarak değerlendirilemez. Yapılan açıklamada kendisini “dede” olarak tanıtan kişi bu çalışmanın ve katılan kişilerin bilimselliğin sorgulamaktadır. Öncelikle bilimselliği sorgulamak için kendisinin bilimsellikte hangi sıfatı taşıdığını ve ne tür bir nitelik atfettiğini açıklaması gerekir.
Bu durumda hiçbir bilimsel sıfat taşımayan bir kişinin, tamamen akademik ve tartışmaya açık olarak yapılan çalışmalara bu yönde eleştirme hakkı ve cesaretini bulması kendisinin bu konudaki derin bilgisizliğini gösterir. Ayrıca, eğer bilimsellik sıfatı aranıyorsa tamamen akademik bir kurum olarak tanıtılan Tunceli Universitesine bağlı Alevilik Araştırmaları Enstitüsüne akademik hiçbir eğitimi/donanımı olmayan birinin atanmasına karşı çıkması gerekmez mi? İnanç ve bilimsel alanlar ayrı alanlardır. Herkesin kendi alanında çalışması en sağlıklısıdır. İnanç üzerine akademik bir çalışma yapan bir kişi nasıl ki bir cemevinde “pir” ya da “dede” olamazsa, görevi bu alanda hizmet vermek olan bir kişi de tamamen bilimsel disiplin altında çalışması gereken bir kurumun başına gelemez. Geldi ise hem o kurumun niteliği hem de bu görevi kabul eden kişinin niteliği sorgulanır.
İkinci bir durum da sadece bir kelimeden yola çıkarak kendisine göre fırsattan istifade katılımcıları “Yezit” ve “Asimilasyoncu” olarak tanımlamasıdır. Her şeyden önce sempozyuma katılanları ‘Yezit’ olarak tanımlamak hiç kimsenin haddi değildir. Orada sunum yapan kişilerin, kendisini “dede” olarak tanımlayan bu kişiden daha fazla o toprakların evlatları olduğunu hatırlatmak isteriz. Zulmün simgesi olan “Yezit” kelimesini olur olmaz kullanan bu kişiye, şahsına iade ediyoruz. Kendisini rahatsız eden her konuda insanları bu şekilde niteleme hakkı ve cesaretini nereden alıyor, gerçekten sormak isteriz.
Üçüncü olarak sempozyum için ‘asimilasyoncu’ olarak bahsetmesi çok daha ilginç bir durum. Kim kimi asimile ediyor? Sempozyumda Kırmancki ve Kurmanci dualardan örnekler verilmesi mi sizleri bu kadar rahatsız eden? Sizler için bir anlam taşımayan bu diller Dersim insanının ve inancının temel dilleridir. Bunlardan örnekler vermek mi asimilasyon, yoksa Dersim inancının hızla başka yönlere çekerek, toplumumuzu yabancı olgulara entegre etmeye çalışmak mı? Sempozyumda sunulan bildirilerin sizleri rahatsız etmesi, bir parçası olduğunuz asimilasyon programına yönelik bir tehdit algısından kaynaklanıyor olmasın?
Şunu açıkça belirtmeliyiz ki, ne Cemevi, ne de Kadir Bulut adlı şahsın isminin karşısında parantez içinde özellikle belirttiği “Dede”nin Dersim inancı olan Raa Haq’da bir karşılığı yoktur ve bu iki kavram hiçbir şey ifade etmez. Dersimlilere göre bir tek Cemevi vardır, o da dünyanın tümüdür. Dolayısıyla Dersimliler nezdinde olmayan bir kurumun, yine Dersimliler nezdinde olmayan bir sıfatla herhangi bir konuda açıklama yapması, kendi söylemleriyle “düşkün”lüğün, “Yezit”liğin ve “kirvesinin, yani ikrarının” öldürülmesine neden olan Rayver’lerin nerede türediğini, nerede aranması gerektiğine işaret ediyor.
Zaten 1937-1938 Dersim Kırımı yeni bir kültür, dil, kimlik ve inanç için yapılmadı mı? İşte bu açıklamayı yapanlar bu yeni kültürün, dilin, kimliğin ve inancın eserledir. Onlar tabii ki bu yeni kültürlerine, dillerine, inançlarına sarılacaklardır.
Ahmet Yesevi’nin Dersim inancı ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Yesevi, Hacı Bektaş Veli ile birlikte Alevileri Türk-İslam projesine dahil edilmesi bakımından bir mihenk taşıdır. Her ikisinin üstlendiği ya da her ikisine atfedilen proje Alevi Türk projesidir. Alevi Türk projesi, bir süre sonra Türk İslam projesine dahil edilecektir. Gerek Ahmet Yesevi, gerekse yaşayıp yaşamadığı bile belli olmayan Hacı Bektaş Veli 1960’lardan sonra Dersim inancına sokulmuşlardır. Dersimlilerin kendi anadilleriyle söylenen dualarında, gulvanklarında, deyişlerinde ne Hacı Bektaş’ın, ne de Ahmet Yesevi’nin adı geçmektedir. Dersim ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi, dolayısıyla Dersimlilerin de bu dille ilişkisinin kurulabilmesi için her iki isim bir “el” tarafından Dersim’e dahil edilmiştir. Hem Ahmet Yesevi, hem Hacı Bektaş gerek dilleriyle, gerek inanca bakışlarıyla ve gerekse temsilcileri oldukları inanç akımının izlediği yol ve yöntem bakımından biz Dersimliler’e, Dersim’e yabancıdırlar. Zaten görevi Bektaşiliği yaymak ve Dersimlileri Türk-İslam sentezinin içerisine dahil etmek olan “Tunceli Cemevi” ya da “Tunceli Hacı Bektaş Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği” de, Hacı Bektaş Veli’nin hocasının “Pir-i Türkistan lakaplı” Ahmet Yesevi olduğunu söyleyerek, neye, kime hizmet ettiklerini açıkça ifade ediyor.
Bizi, kendi dilimizle inancımızdan, kültürümüzden örnekler verdik diye “asimilasyon yapmakla”, “etnik ayrımcılık yapmakla” suçlayanlar da çok iyi biliyorlar ki Dersim dini inancı Raa Haq’te her şey, Dersim’in kimi yerlerinde Kırmancça, kimi yerlerinde de Kurmançca olarak, yani Dersimlilerin kendi ana diliyle yapılır. Bu biliniyor iken, kendi atalarının izlerinden yürüyenler, izlerini takip edenler ne zamandan beri “ayrımcı”, “dönek”, “düşkün” oluyorlar?
Tekrar söyleyelim: Ne Hacı Bektaş Veli ne de Ahmet Yesevi, Dersimlilerin ataları değildirler. Bunlar, Tunceli Üniversitesi Alevilik Araştırma Merkezi’nin ve Tunceli Hacı Bektaş Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği ile bünyesinde bulunan Cemevi’nin, izinden yürüdükleri olabilir, onların ataları olabilir, buna itirazımız yok… Ancak bu kurumlar da bize “ata” tayin etmek gibi bir görevi de bırakmalıdırlar…
Örneğin, şunu yapmalılar: 1980-1987 dönemlerinde Dersim’den toplanan yaklaşık 5.000 yoksul çocuğun gönderildiği Kuran Kurslarında bu çocukların akibetlerinin ne olduğu, şimdi nerelerde bulunduğu konusunda çalışmalar yapmalılar.
Dersimlerin acılarını 1937-1938 üzerinden sömüren zihniyet, aynı duyarlığı bu konuda da göstermelidir.
Görevi bilim yapmak olan üniversitenin kendisini inancımızın temsilcisi yerine koyması bilimsel olmadığı gibi etik de değildir. Bu ucube durumun bir başka örneği yoktur. Ahmet Yesevi’nin Dersim inancı Raa Haq’de önemli bir yeri olduğunu iddia eden kişilerin akademik ünvanları ne olursa olsun, ellerinden alınmalı.
Bizim, bu bildirileri kaleme alanlara ve yandaşlarına şöyle bir önerimiz var: Bu bildirileri kaleme alanlar bu türden sorularla karşılaşmak istemiyorlarsa, bundan sonra ne istedikleri ve nelerden rahatsız oldukları konusunda daha açık ve cesurca fikirlerini beyan etmeliler. Bir asıra yakındır masa başı üretilen fikirlere sığınarak onu bunu karalamak, inkar etmek ve uygun kılıflar giydirme çabalarının işe yaramadığını görmeniz gerekiyor. Böylesi ucuz bildirilerle iş yapıyor gözükmenin modasının çoktan geçtiğini hatırlatmamıza gerek yok sanırız.
Dersim’in, Dersim’de önemli bir karşılığı olan “Sen doğru dur eğri belasını bulur”; yani yanlışın, yalanın, sahteliğin er geç ortaya çıkacağını hatırlatan özdeyişini, üzerinde düşünmeleri için onlara armağan ediyoruz.
Son olarak, Sempozyum programının arkasına aldığımız ve kendi dilimizle söylenen bir duaya yer vermek istiyoruz.
“…
Ya Tija Homete
Tora kon rica u mınete
Roşta ho ma sera kêm meke
Ma nur u tanya hora morım meke
Sıfte hometa ho de
Lewedêki ma de
Loqmê made çımê kêş meverde
Maki motazê kêş meverde
Ma u nast u dostê ma
Neq u xayinura
Zurr u huskura
Zalım u gonewerura
Xezev u xısmura
Qeda u belura
Bısevekne!”
Son olarak, Dersim’de bulunan Cemevi ile Tunceli Üniversitesi Alevilik Araştırma Merkezi’ni Dersim inancını asimile etme çabalarına son vermeye çağırıyoruz.




























