Tuncelinin Sesi
05 Şubat 2012 Pazar
Hızır Dersimli Olabilir mi?
Kar yağışı, köpekleri de aç bıraktı
Çemişgezek'te, Öğrencilere Ücretsiz Kurs Verilecek
Kar yağışı, yaban hayvanlarını da etkiliyor

Mazlum GÜLER / Yazar

Açılmayan Kapılar

29 Haziran 2010 Salı 14:32

                Şimdi bahar zamanıdır terk edilmiş kardelenler diyarında. Gölgesinde oynadığımız, ıslık çaldığımız meşeler, yaprağa durmuştur. Kekik ve kenger kokusu pepuk kuşunun ağıtlarına eşlik etmektedir. Çayırlar yeşil yeşil, dereler gürül gürül akmaktadır kalbine baharın. Bahar doludizgin dağlara yürümüştür. Güneşin kızıl mızrakları hayat taşımaktadır doğanın kalbine. Orada bahar biraz da umut mevsimidir aslında.  Zemherinin tutsaklığından kurtulabilmiş ne varsa bahara çıkabilmenin tarifsiz mutluluğunu taşır damarlarında. 

 

Oysa biz umutlarımızı çoktan kurban ettik amansız sürgünlere ve acımasız talanlara. Seyyah kuşlar gibi sürgün mevsimindeyiz, doludizgin hüzün mevsimindeyiz kendimizi bildik bileli. Hem de zamanı gelmemişken, hem de bu göçü hiç istememişken bulmuşuz kendimizi uzak kentlerde. O diyarları terkedeli kaç zaman geçti, kaç mevsim değişti, kaç bebek kulaklarında bomba sesleriyle uyandı, kaç çığlık parçalandı çarparak dipsiz uçurumlara unuttuk hesabını. Biz içimizde büyütürken firari dağ hasretini, sesi hep boşluk. Çünkü sesimizin yankısı dostlarımız çoktan terketti o diyarları. Kimi sonsuza, kimi uzak diyarlara çekip gitti. Artık kapılar kör, kapılar sağır ve kapılar ölümüne kapalı.

 

Neredesiniz diyorum uyanıp kan uykulardan. Nereye gittiniz? Açılmayan kapılardan dönen adresi yitik mektuplar üşüşüyor umutlarıma. Şimdi pepuk kuşu yalnızca kardeşiğnin yasını değil, öksüz kalmış ceylanların yasını da tutuyor.  Bu artık hüzünlü bir hikayeden çok öte bir haykırıştır artık. Bu dağlar eski coşkulu türkülerini unutmuş. Sıcak bir dost selamını almaz olmuş.  Koynunda uyuduğumuz, sırrımızı ve en masum sevdamızı paylaştığımız yamaçlar eski şefkatinden çok uzak şimdi. Nereye baksam nerede diz çöküp toprağa uzansam o eski tılsımlı sıcaklığı yok.

 

Buz gibi karanlıklar çöküyor içime. Cevabını bilmediğim yüzlerce soru dönüp duruyor beynimde. Kimden sormalı şimdi bu hasretin hesabını. Soramıyorum kimseye çünkü bir ben varım bu puslu yalnızlıkta birde kimsesizliğim. Dili tutulmuş hüzzam bir sessizlik kaplamış heryeri. Turnalar semah dönmez olmuş. Dere kenarlarında kırık değirmen taşları yorgun yatıyor. Buğday öğütmüyor artık salkım söğütlerle hüznünü öğütüyor, kıl çuval diplerinden kokusu bile silinmiş düşlerimizi öğütüyor şimdi gözyaşında. Peglerin avlusunda hoyrat devedikenleri. Babamın nasırlı ve bereketli elleriyle beslenen ocaklar tütmüyor artık. Meşe közünde demlenen çayın buğusu yok. Bir kez daha haykırıyorum tüm çığlığımla. Sesim içimi yırtıyor duymuyor kimsecikler.  Sonra bir bir dökülüyor dizeler dilimden,

 

 

Bir adres daha silindi ömrümüzün yırtık sayfalarından

Bir mektup daha döndü açılmayan kapılardan

Her gün biraz daha incelen ömrümüzün defteri

Yalnızca paslı anıları çoğaltıyor

Ve kederli yenilgileri.

Hiç açılmamış çiçekler gibi

Yaşanmamış zamanlar bırakıyoruz arkamızda.

Bir dostun henüz tükenmemiş gülüşü asılı kalıyor

Savrulup giden ömrümüzün kurumuş dallarında.

Hep birlikte yüklendiğimiz bu hayat

yıkılan her direkten sonra

Biraz daha ağırlaştırıyor yükümüzü.

Aşkımızla kuşattığımız kaleler bir bir düşerken

Yenilgilerimizin borazan sesleri duyuluyor,

Ve bu sesler hergün biraz daha çoğalıyor.

 

Oysa düşleri sevdalı birer savaşçıydık biz

Yeneriz sanıyorduk bu sürgün hayatını

Okyanusları dolduran biz sanırdık,

Ormanları yeşerten alınterimizdi,

Ve uyanmazsak sabahları güneş doğmaz sanırdık

Bölüştükçe çoğaltırdık ekmeğimizi

Bir tas şarabın aşkıyla sevgililer düşlerdik uzaklarda

Meşelerin bulutlarla öpüşmesi kamçılardı

damarlarımızdaki sevdayı

 

Oysa şimdi yenilmiş savaşların izleri gözlerimizde

Ve alnımızın çizgileri ürkütüyor bizi.

Bu kalabalık yoldan geriye kalan

Son kalemiz düşmek üzere,

Son adres çoktan silindi

Ve son mektup paramparça.......

 

 

Çoğalan hasretimde insana dair ne varsa silinmiş bu kardelenler diyarından. İzi tozu kalmamış sazlı sözlü sohbetlerin. Uçsuz bucaksız bir cennet ülkesi yatar boylu boyunca sessiz ve kimsesiz. Ben sırtıma tüm hasretimi vurup yalınayak aştım bu yolları. Tek umudum yüzünüze yüz sürmek ve doyasıya söyleşmekti. Oysa yoksunuz. Sizin arkanızdan çakallar uluyor şimdi. Yerinden sökülmüş dağlar kadar büyük boşluğunuz.

 

Şimdi alıp dağlar kadar büyük yüreğimizi serelim upuzun çayırlara. Şevkatimizle büyütelim nergisleri ve terkedilmiş kardelenleri.  Başka iklimlerin meltemi vursa da yüzümüze yine de aynı göğün ezgisinde ıslanır yüreğimiz.

 

 

Mazlum GÜLER

mazlumguler@mynet.com

Bu yazı toplam 3591 defa okunmuştur
Sitemizde yayımlanan köşe yazılarının sorumluluğu yazarlarına aittir.
YORUMLAR
dd
hasan bas
abı elıne koluna agına saglık
16 Kasım 2010 Salı 22:06
88.254.212.121
Tasarlayın,planlayın
Selin SELLER
Aydın vegirişimcilere sesleniyorum.Doğunun yollarını okulunu ,üniversitesini ,kooperatifini,ticaret aktivitesini ,çarşı ve evlerinin imarını önce tunceli'den başlayarak samimiyetle gerçekten isteyin,cesaret edin.
22 Temmuz 2010 Perşembe 17:51
85.106.178.229
duygu düşünce ifade etme
mazlum gündoğdu
söylenmek anlatılmak yaşanmış tekrar yaşanmasını istediğim düşüncelerimi ruhumun özlemini ta derinlik lerden ifade ettin abem helal olsun çok yürek dolusu teşekkür valla helal olsun mazlum abe sürekli düşüncelerimizi yazdıkça okumaya devam edecem yüreğimiz düşüncenle çok selam ellerinden öperim
08 Temmuz 2010 Perşembe 17:40
78.186.207.192