19 Mayıs 2011 saat 12.00 suları.
Gole çetu parkı insan kaynıyor, Düzgün giyimli kadın ve erkekler her yerde dolaşıyor.
Ne olduğunu anlamak için gidiyoruz oraya gazeteciler. Gidince anlıyoruz ki, okulların yılsonu sergisi var.
Fazla kalmıyoruz, bir iki resim çektikten sonra çıkıyoruz Gole çetu parkından.
Çıkışta kapıda yaşlı bir ana oturuyordu, Kimseye bir şey demeden.
O da biliyordu ki bunlar memur kesimi, öylece gençleri seyrediyordu uzaktan bakarak.
Arada boynunu önüne koyarak ve düşünerek....
Kim bilir belki evlat hasreti, belki de uzakta beklediği birilerinin hiç gelmemesine içerleniyordu.
Üzerindeki eskimiş elbiseler, ayağında çorap yok, eski bir ayakkabı ile gelmişti oraya...
Ve kimseye hiçbir şey demedi hiçbir talepte bulunmadı...
O ismini soramadığım yaşlı ana o gün sadece bir iki lokma almak için gelmişti Gola çetu’ya.
Oysa sergi vardı. Gelenler öğretmen, öğrenci ve memur.
Kimseden bir şey isteyemeyeceğini bildiği için çekildi köşeye seyretti uzaktan o insanları...
Yanında geçerken gözlerimin tam ortasına baktı. Hafiften gülümsedi...
Yüzünden nur akıyordu, gözlerindeki o derin bakışlar o an beni alıp götürdü...
Bir offff çekerek gittim çarşıya.
Kılıçdaroğlu gelecek saat 14.00 gibi. Geziniyorum çarşı merkezde.
Kılçdaroğlu yaklaşık bir saat gecikmeli gelecek...
Dolaşıyorum çarşı merkezinde.
Dersim’de görmediğim yüzlerce yeni sima var her yerde.
Ve herkes mitingi heyecanında..
Palavra meydanının hemen girişinde geziniyorum...
Tam köşe başında 5 kişi. Yaşları 50-60 arası. Hepsi de gayet düzgün giyimli. Kravatları, çantaları ve fiyakaları yerinde.
Belli ki hali vakti iyi olan kesimdeler...
Yaklaştım yanlarına. Dersim’in güzelliklerinden bahsediyorlar.
Yıllardır gelmediklerini konuşuyorlar kendi aralarında. Hatta içlerinde biri gençlerin sokaklarda ne kadar çok olduğunu anlatıyor..
Yine içlerinde biri en heybetli durana şunu diyor; “Abi o iş yerlerinden bir tane şube de buraya açsan ya birkaç genç gelip çalışır hiç olmazsa” Ve olumlu cevap alamıyor...
Tam ayrılıyordum ki bir baktım, Güzel gözlü o yaşlı annemiz aniden o gruba yaklaştı.
Yaklaştı o fiyakalı Uzakta yaşayan Dersimlilere...
Sadece elini açtı, Bir eliyle de başındaki yazma ile ağzını kapattı..
Sonra kendi dilinden bir şeyler dedi, O en fiyakalı lacivert takım elbiseliye ve diğerlerine
Elini açarak.

İçlerinde biri yaşlı kadına dönerek; “Hadi anam yol al...”
Yaşlı ana yine bir şey dedi,
Sonra fiyakalı lacivert takım elbiselinin yanındaki bağırdı; “Ya bu ne böyle, Dersim bu kadar mı bozulmuş, Çek git teyze ne parası....”
Bir an yaşlı ananın ağzı açıldı baktım dişleri yok,
Yoksulluk işte Taktıramamış Yine hızlıdan ağzını kapattı yazması ile
Ve son bir hamle ile en fiyakalı Dersim’li bir daha bağırdı; “Hadi teyze bak sohbet ediyoruz, Başka kapıya.”
Yaşlı ana boynunu önüne koydu ve son bir kez; “Ah oğul neden kızıyorsun, aha gidiyorum...”
Dedi ve gitti.
Geçti Ziraat Bankası köşesine,
Durdu tekrar geriye baktı o insanlara Sonra tanıdık bir Dersimli, “Bende tanıyorum ve durumu da hiç de iyi değil.”
Yaşlı anaya dönerek, “Onlar bizim insanımız değil, olamazlar. Seni yanlarından kovdular.
Gitme bir daha yanlarına.” Ve elini cebine attı, Çıkan para 3 lira demir para,
2 lirasını teyzeye verip bir lirasını cebine koydu.
Yaşlı nene çevresine bakmadan umutsuzca yürüdü ve gitti.
Gözden kayboldu.....
Sonra aklıma şu geldi. Uzakta yaşayan Dersimliler, yada gurbette yaşayanlar,
Hep Dersim sevdası ile yanıp tutuşurlar. İşte gelmiş Dersim’e o sevdalılardan birkaçı
Durumları da gayet iyi, konuşmalarından anlaşılan o.
Ve o yaşlı kimsesiz teyzeye, hadi yol al diyecek kadar da kibarlar...
Sonra yazıklar olsun dedim kendimce.
Bir de Dersim’e iş yerinin şubesini açacak. Yaşadığı kentteki insanlar sorsalar ona yani o fiyakalı adama, “Dersim’e neler yapmadım. Her gidişimde yoksul vatandaşlarıma şunları alıyorum. Gidiyorum, karınlarını doyuruyorum” der kesinlikle.
Ama canlı tanığıyım ben. Yaşlı, kimsesiz o koca çınara bile saygısızlık etmekte tereddüt etmedi...
Böyle bir Dersim’linin varlığı topluma faydalımı mı?
Ne dersiniz?
Ferit DEMİR





























