Bundan birkaç yıl önce bir belgesel seyretmiştim. Adı ‘’Leoparın Gözleri’’ydi. Yaklaşık üç yılda çekilmiş inanılmaz bir hikaye. Daha sonra CD’sini alıp pek çok kere daha seyrettim. Legedema isimli bir leoparın annesinden ayrılıp yetişkin olana kadar geçirdiği süreci anlatıyordu. Kaç kere seyrettiysem, her seferinde ağladım. İzlemeyenlere şiddetle tavsiye ederim.
Bu belgeseli seyredene kadar erkeklerle kadınların eşit olduğuna inanan ben, Legedema’yı gördükten sonra biz dişilerin ne kadar özel varlıklar olduğunu ve bir erkekle bir kadının asla eşit olamayacağını anladım.
Ama görmezden gelemeyeceğim bir durum var. Bilinç düzeyinde asla kabul etmeyeceğimiz ama ailelerimiz ve toplum tarafından bilinçaltımıza yerleştirilen feodal “çip” ler yüzünden, modern zamanların kadını olarak erkeklerden hiçbir farkımızın olmadığı kompleksi içimize işlemiş. Hep geride durdurulmanın psikolojisi ile hayat maratonunda erkeklerle aynı anda ve aynı çizgiden start almak için debelenip duruyoruz.
Bu konu dipsiz bir kuyu, ömür boyu tartışsak bitmez. Ben sadece geçen gün okuduğum bir haberden bahsetmek istiyorum.
Bir süre önce gazetedeki manşetler dikkatimi çekti. Kadına Şiddete Son…2011 yılının ilk 6 ayında 130’dan fazla kadın eşleri-sevgilileri-nişanlıları tarafından öldürülmüş. Yüz binlercesi şiddet görmüş. Ve bu konu toplumda infiale sebep olmaya başladığı için, yasal düzenleme yapılıyormuş. Özel yetkili savcılar, ağır kurallar ve cezalar, kadını korumaya alacak tedbirler, maddi destek, saldırgan erkeklere takılacak çipli bilezikler filan olacakmış. Bu sadece halihazırda evli olanları değil, boşanan kadınları, sevgili ve nişanlı olanları da koruyan bir düzenleme. Amacı erkeğin şiddetini, kadının hayatı ve vücut bütünlüğü üzerinde “tasarruf” unu engellemek…
Düzenleme bitirilip, uygulama başladığında süper olacak gibi görünüyor. Şimdiden merakla ve heyecanla bekliyorum. Bir tokadın dahi hesap sorulacakmış, daha ne olsun?
Ama düzenlemenin sebebi ve gereğine bakınca içim acıyor, mideme yumruk yemiş gibi hissediyorum. Tarih boyunca savaştan ve kandan uzak duran kadınların kanı dökülmeden özgürleşmelerinin imkansız olduğunu tarih bir kez daha yazdı…
Benim tüylerimi ürperten bir söz var; “Bir kişiyi öldürmek cinayet, binlerce kişiyi öldürmek sadece istatistiktir.” Her öldürülen kadından sonra sıradan bir ölümmüş gibi cinayet diyorlar. Ama böyle bir kanun 6 ayda 130’dan fazla kadının yakını olan erkekler tarafından öldürülmeleri görmezden gelinmeyecek boyuta varınca ancak istatistik grafikleri yaptıracak kadar kadın ölünce çıkıyor…
Bu ülkede kendine şiddet uygulayan kocasını, babasını, sevgilisini, erkek kardeşini, akrabasını şikayet etmeyi aklına getirmeyi bile suç sayan milyonlarca kadın var. Kocasının, sevgilisinin veya başka bir erkeğin tecavüzüne uğrayan ama bunu kendi suçluymuş gibi derinlere gömüp susan binlerce kadın var. Erkek egemen anlayışa kurban giden, öldürülen, hayatları anlamsızlaşan sayısız kadın…
Ve Türkiye’de 2011 yılında kadına şiddete son vermek için yasal düzenleme yapılıyor. Hayrola? Bu düzenlemeyi yapacak erkeklerin yakını olan kadınların başına bir şey mi geldi? Yoksa grafiğin göğe uzanan ucu vicdanlarına mı battı?
Düzenleme gereği sadece aile içi şiddet ve benzer olaylara bakacak savcılık masaları kurulacakmış. Eğer bu yasanın anlamını bulması ve toplum vicdanını rahatlatması isteniyorsa, bu işle görevlendirilecek savcıların ya kadın olması yada kız çocuğu sahibi olması gerektiğini düşünüyorum. Kadının şiddete uğradığında ne hissettiğini, ne hissedeceğini bilecek yani empati yapacak kadın savcılara ihtiyaç var. Mağdur kendi kızım olsa ne yapardım sorusuna cevap arayacak, sağduyulu baba savcılar da olsun.
Yani erkek egemen toplumda kadına şiddeti subjektif bir bencillikle uygulayan erkeklerin cezalandırılması için, “damdan düşenin halini anlayacak” subjektiflikte kişilerin görevlendirilmesi gerekiyor. Aksi halde ne kanunun amacına ulaştığından ne de sosyal bir zıplama yaptığımızdan bahsedemeyiz, sadece kendimizi kandırırız.
Asıl hoşuma giden şey ise uzaklaştırma veya benzeri bir tedbire hükmedilen erkeğin koluna çipli bilezik takılacak olması. Bunun üzerine, birbirlerine efelik yapan erkekler kollarındaki bilezikleri bile hava atmak için kullanırlarsa, kadın dövmeyi delikanlılık sayan kişiler için bu bir “racon” sembolü haline gelirse…? Gülüyorum ama olur mu olur…
Öfke kontrolü olmayan, kadın döven, öldüren, psikolojik şiddet uygulayan erkekleri “bileziklerinden” tanımak ve ona göre davranmak mantıklı ve güvenli olabilir. Ama ben diyorum ki, gelin bu çip olayını beyne yapalım. Kumandasını da kadına verelim. Aleti beynin hareketi yöneten bölümüne yerleştirsinler. Adam kadına “seyirttiğinde” kadın bir tuş ile erkeği dondursun. Algıları açık ama kımıldayamayan bir erkek… Artık geç karşısına o güne kadar seni dinlemediği veya senin söylemek isteyip de söyleyemediğin her şeyi söyle, dök içini. Sonra da özel görevli savcılığa götür, kapısına bırak, kaç. Gerisi adaletin işi…
İronik bir fantezi, biliyorum. Bu kola yada beyne takılacak bilezikle çözülecek iş olsaydı keşke.
Üstelik biz kadınlar erkeklerin çip, kanun, savcı, hapis, ceza korkusu ile bizi sevmelerini istemiyoruz ki. Çok özel ve önemli olduğumuz için, hayatı biz sunduğumuz ve sürdürdüğümüz için, merhametli, bağışlayıcı, fedakar ve koca yürekli olduğumuz için sevsinler. Ne kanuna dayanmak bizi kadın hasletlerimizden çıkarır, ne erkeklere takılacak çip bir kadını sevebilmeyi öğretir...
Son bir teklifim daha var; “kadına şiddet uyguladığı için cezalandırılan tüm erkeklere, işin felsefesini kapana kadar günde üç öğün Leoparın Gözlerini seyrettirsinler” ki dişi cinsin ilkel ve vahşi bir bedende bile ne kadar özel olduğunu anlasınlar. E biraz da düşününce, belki bir şeyler çıkarırlar bundan…
Ama tüm bunlardan önce bu ülke kadınlarının aşması gereken önemli bir engeli var. Kadınlar kocalarının maddi-manevi şiddetini kendisi yapmış gibi utanarak saklamasınlar. Bunu dile getirmekten, devletten yardım istemekten, şikayetçi olmaktan, sesini duyurmaktan, direnmekten korkmasınlar.
Bizim utanmamıza, susmamıza, korkmamıza, parasızlığımıza güvenip; sabrımıza, sevgimize, canımıza, ruhumuza tecavüz eden erkekleri durduracak kanun değil, kanunun uygulanmasını ve amacına ulaşmasını sağlayacak olan biziz…
Candan Şayeste





























